|
Yurt dışında yaşayan gurbetçi gençlerin Cartel ile ülkemize getirdiği rap müzik son yıllarda altın çağını yaşıyor. Sagopa Kajmer, Ceza, Barikat ve Fuat gibi rap’çiler, gençleri sadece müzikleriyle değil yaşam tarzlarıyla da etkiliyor. Çünkü rap artık bir müzik olmanın çok ötesine geçti.
Rap, bir müzik türü olmasının yanında aynı zamanda bir yaşam tarzı olarak da karşımıza çıkıyor. Bol kot pantolonlar, uzun ve geniş tişörtler, grafiti desenli şapkalar rap hayranlarının vazgeçilmez giyim tarzını oluşturdu. Dj’lik, break dans, grafiti ve rap… İşte bu dört unsur hip hop kültürünü oluşturuyor. Rap ilk kez Amerika’da 70’li yılların başında zencilerin beyazlara başkaldırı müziği olarak ortaya çıktı ve gettolaşmadan, çeteleşmeden fazlasıyla beslendi. O zamanki anlayışıyla rap eşitsizliğe, ayrımcılığa, sosyal düzene ve devlet yöntemlerine başkaldırının melodisiydi. Belki de bu sebepten bazılarına göre rap yapmak için yetenekli olmak, enstrüman çalmak, nota bilmek ya da güzel bir sese sahip olmak gerekmiyordu.
Rap müziğin ülkemize gelişi ise gurbetçi gençler ile başladı. O dönemde Berlin’de rap yapan ilk grup İslamic Force isimli bir gruptu. Rap’in ülkemiz tarafından tanınması yine Alman gurbetçilerin oluşturduğu Cartel grubu ile 1995 yılında gerçekleşti. İnanılmaz bir dinleyici kitlesi oluşturan ve çok iyi satış rakamları yakalayan Cartel dışında kimse sektörde kendine yer bulamadı ve müzik yapımcılarının dikkatini çekemedi. Durum böyle olunca rap müzisyenleri de internet ortamında dinleyici kitlesi oluşturdu. Sagopa Kajmer, Ceza, Barikat, Ayben, Kolera gibi şuan rap’ın en iyi isimleri önce internetteki rap severler tarafından tanındı. Çoğu basında yer almadan ve reklamını yapmadan konserler düzenledi, albümler çıkardı ve dinleyicileriyle internetten haberleşti.
Şarkı sözlerinde bulunan küfür, hiciv ve argo yüklü kelimelerden dolayı sürekli eleştirilen rap müzik, 2000’li yıllara Türkiye’de ‘altın çağı’nı yaşamaya başladı. Ancak bu müziğin salt dinleyicileri arabesk gibi ne varoşlar ne de rock gibi orta tabaka dinleyicileriydi. Genellikle varlıklı ve elit kesimin çocukları daha çok ‘rap’çi olarak öne çıktı. Ancak keskin arabeskçilerden, politik duruşlulara, milliyetçilerden dini gruplara kadar her kesimden genç kendine dinleyecek bir rapçi buluyor. Her ne kadar giyim kuşamlarıyla kendini ele vermese de kulaklıklarından dışarı taşan müzikte rap var. Sezen Aksu, Candan Erçetin, Burcu Güneş, Şahsenem, Erol Büyükburç gibi ünlülerle düet yapmaları ‘rap’i daha büyük kesimlerin dinlemesine yol açtı. Ancak bazı rapçiler kendi aralarındaki rekabeti müziklerine yansıtınca iş çığırından çıktı. Birbirlerine şarkılarıyla küfreden rapçiler, aralarındaki sorunları mahkemelere kadar intikal ettirdi. Tabi bu çatışma ister istemez dinleyicilerin arasına da kin soktu. Şu an rapçiler arasında müthiş bir rekabet söz konusu, tıpkı beğenmedikleri popçular gibi.
Mc, diss, dj, east west, sample gibi kendine özgü bir dili ve tanımlamaları olması dinleyicilerini farklı hissettiriyor. Ayrıca rap da şarkı söylemek için nota bilmek, enstrüman çalmak ve müzik bilgisine sahip olmak gerekmiyor. Üstelik sözlerinin tutarlı düşünceler zincirine sahip olması da önemli değil, herhangi bir fikri ardındaki argo bir kafiye ile birleştirmek yeterli oluyor. Belki de bu yüzden şarkı söylemek kolay gibi görünse de farklı bir gırtlak ve etkileyici ses tonuna sahip olanlar bir adım daha öndeler. Ama bu da şart değil rap’te.
Ülkemizde rap müziğin geniş kitlelerce dinlemesi reklamcıların da gözünden kaçmadı. Gazlı içecek firmaları, gsm şirketleri, tekstil firmaları ve gazeteler reklam kampanyalarında fazlasıyla rap müziğini kullandı. Bu durumu rapin doğasına aykırı bulan müzikseverler fazlaca eleştirilerde bulundu. Ayrıca rapçilerin çoğu zaman kapitalizmden, tüketim kültüründen, maddecilikten ve klişelerden şikayet ettikleri halde aynı marka içecekleri tüketmeleri, aynı marka kot pantolon giymeleri, fast food’lardan beslenmeleri, en pahalı cep telefonlarını kullanmaları ve bilişim imkanlarından fazlasıyla istifade etmeleri bir çelişki unsuru oldu.
Sokağın dili olduk
Barikat: Rap, gençlerin kendini ifade etme, kimlik edinme, topluma-ailelerine başkaldırma ihtiyaçlarını da yerine getirdiği için büyük bir ilgi çekiyor. Rap müziğinde, tümüyle günlük yaşamda, arkadaş arasında kullandığı dilin kullanılması; alışılmış kalıpların dışında, sözlerinin konuşur gibi art arda sıralanması, kılık kıyafeti fazlasıyla ilgilerini çekiyor! Rapi bir çığlık, rapi bir isyan, rapi içinde yaşadığımız toplumun daha adil, daha özgür, daha huzurlu, aydınlık bir dünyada yaşaması için yapan bizim gibi grupların sözlerinde mesajların olması son derece doğal!
Rap bir yaşam tarzı
Murat Meriç (Müzik Eleştirmeni): Türk gençliğinin rap müziğine ilgi göstermesi tuhaf bir durum değil. Rapçiler bir kültür ve yaşam tarzı oluşturdu. Belirli bir giyim tarzı ve karşılaştıklarında belirli bir selamlaşma şekilleri var. Konuşmaya dayalı bir müzik ve bu sözlerin boş olmaması için hep bir mesaj kaygısı içinde yaşıyorlar. Rap teknolojiye karşı olabilir; ama ayakta durmak için ondan beslenmek zorunda. İnternette rapin büyük bir etkinliği var. Özellikle albümlerine basamadıkları sansürlü durumları internet ortamında rahatça kullanabiliyorlar.
Rap işçi sınıfı müziği
Naim Dilmener (Müzik Eleştirmeni): Dışarıda da bizde de bu müziğin asıl kitlesi işçi sınıfı. Rap yapanların ille de sıhhatli bir kafa yapısına sahip olduklarını iddia edenin olduğunu sanmam. Onlar da, bu çağda yaşayan herkes kadar kararsız ve çelişkili. Bir fincan Starbucks kahveyi, bir çift Adidas’ı her zaman isteyeceklerdir; ama bunun için canları çıksın istemiyor olabilirler. Rap, hip-hop ya da herhangi bir müzik türü farketmez; kimse müzikten bir zarar görmemiştir. Kahve köşelerinde pineklemektense, bırakalım rap yapsınlar.
Zaman Gazetesi / Dilek GÜRAY / 05.04.2008 Cumartesi
|